Trend

DEĞERLİ BİR HAZİNENİN MAZİSİ

Kadim bir tarihi olan kehribarın çok uzun yıllar doğal bir taş olduğu düşünülmüş,  1700’lü yıllarda bitki kökenli olduğu ileri sürülmüş ve daha sonra yapılan araştırmalarla günümüzden yaklaşık 100 milyon yıl öncesine dayanan fosilleşmiş ağaç reçinesi olduğu ortaya koyulmuştur.

Kehribar aynı zamanda kuzeyin altını olarak ta bilinir. İngiltere de on bin yıllık kehribar takılar bulunmuş MÖ 28-29. yüzyıllarda Avrupa’da kehribar ticareti olduğuna dair kanıtlar ortaya çıkmıştır.

Eski Roma’da da söylentiye göre İmparator Neron bir soyluyu Baltık ülkelerine kehribar almaya göndermiş ve karşılığında bazı günlük eşyalarla birlikte altın ve gümüşten paralar vermiştir.

16. yüzyıldan itibaren çoğu atölye Avrupa’da kehribarı pipo, satranç malzemesi gibi birçok üründe kullanmıştır. Besteci Frédéric Chopin’in de piyano gösterilerinden önce kehribarı ellerine sürdüğü söylenmektedir.

Mısır’ın eski dönemlerinde koruyucu özelliğinden dolayı mumyalamada kullanılmıştır. Bir efsaneye göre de güneş ışınları gün batımında okyanus sularına çarpıp bir sıvı oluşturmuş ve bu sıvı daha sonra karada kehribara dönüşmüştür.

Eski Yunanlılar kehribarı parlayan şey anlamına gelen elektron olarak adlandırmışlardır. Aynı zamanda kehribarın kaynağının Mitolojik çağlarda yaşayan Phaeton’un kız kardeşlerinin gözyaşları olduğuna dair bir efsane daha vardır.

Kehribar buzul ve akarsu taşımacılığı gibi jeolojik süreçlerden dolayı Avrupa’nın birçok bölgesinde bulunmaktadır. Baltık kehribarının %90’a yakın kısmı Rusya’nın Kaliningrad bölgesinden çıkmaktadır. Kehribar yataklarının en çok bulunduğu diğer Avrupa ülkeleri Ukrayna, Romanya, İsveç, İngiltere, Hollanda ve Sicilya’dır.

1700’lü yıllarda kehribar işlemeciliğinin gelişmesiyle Prusya Kralı I. Frederick eşi Sophie Charlotte için Charlottenberg Sarayı’nın bir odasına Alman Barok Heykeltıraş Andreas Schlutter tarafından tasarlanmış ve Danimarkalı kehribar ustaları tarafından inşa edilmiştir. Kehribarın görkemi ve ihtişamını ortaya koyan paneller yapmışlardır. II. Dünya savaşında Alman askerlerinden saklamak için sökmek istemişlerdir ancak hassas ve kırılgan yapısından dolayı sökmeyip üzerini kaplamaya karar vermişlerdir. Ancak Almanlar bu panelleri fark etmiş ve bu değerli panelleri kendileri almak istemiştir. O dönemde Almanya’nın şehri olan Könisberg’e bugünkü adıyla Kaliningrad’a getirilmiştir. Günümüzde burası Amber Room (Kehribar odası) olarak bilinir.

Kehribar her ne kadar günümüzde tıpta direkt olarak yer almasa da Hipokrat tarafından birçok tedavi yönteminde kullanılmış daha sonra da orta çağda bilim adamlarının inceleme konusu olmuştur. Birçok ülkede farklı kullanımları vardır. Eski Roma’da da akıl hastalıkları için kullanılmıştır. Hatta kehribar yağı boğmaca hastalığında da kullanılmıştır. Bir dönem mürekkep yapımında kullanılmıştır. Geçmişte hastalıkların tedavisinde kullanılmaktayken günümüzde daha çok takı ve süs eşyası olarak yer almaktadır. Ancak Baltık ülkelerinde başlayıp tüm dünyada yayılan kehribar kolye hem bebeklerde hem çocuklarda hem de yetişkinlerde şifa amaçlı olarak kullanılmaktadır.

Kehribar Osmanlı döneminde çeşitli süs eşyaları, tesbih, nargile marpucu, pipo ve takı yapımında kullanılmıştır. Şu anda ülkemizde daha çok takı ve tesbih olarak kullanımı yaygınlaşmıştır. Özellikle bebeklerde diş çıkarma döneminde bebeklere iyi geldiği için yaygın olarak anneler tarafından tercih edilmeye başlanmıştır. Menşei genelde Baltık ülkeleri olan kehribar yakın zamanda Bayburt ilimizde de bulunmuştur. Bayburt halkının yıllarca kehribarı çıra olarak yaktıkları anlaşılmıştır. Halen o bölgede araştırmalar devam etmektedir.

Hem görsel açıdan hem de sağlığa verdiği olumlu katkılar açısından kehribar ülkemizde de kısa zamanda daha da yaygınlaşıp hak ettiği yeri bulacaktır.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Başa dön tuşu